Limit Sensin

Dün gece oğlumun pazar akşamına sıkışan ödevleri ve ders çalışması ile ilgilenirken saati 11 yaptıktan sonra anca kendi işlerim ile ilgilenmeye başlayabildim. Bir baktım ki e-mail kutuma 14 Kasım haftasının antrenman programı gelmiş, sevgili antrenörüm Fırat Dızman’nın pazartesi sabahına koşu koyduğunu da böylece gece 11 de öğrenmiş oldum. Normalde pazartesi günlerini hep dinlenme günü yapardım ama Fırat’a en son bana aktif dinlenme ver boş gün bırakma dediğimi hatırladım. Ağzımdan ‘Hadi beee nasıl olacak şimdi yarın ki koşu…’ sözleri çıktığında artık çok geçti ve yapacak bir şey yoktu. Sabah ola hayrola diyerek hemen yattım demek isterdim ama yatmam gece biri buldu. Şuna da bakayım, şunu da okuyayım derken nasıl geçiyor zaman anlamıyorum. Sabah saat 06:00 da alarm çaldığında Pazar günü koştuğum 18km nin ve hafta içi yaptığım kuvvet antrenmanlarının tüm izlerini vücudumun her yerinde ama özellikle bacaklarımda hissediyordum. ‘Sabah koşmam imkansız! Mümkün değil! Çok yorgunum! Öğlen mi koşsam? Yok yok öğlen de koşamam toplantım var öğleden sonra, yetişemem! Akşam da yüzme var hangi araya koysam koşmayı? Galiba bu koşuyu pas geçeceğim. Off yaa pazartesinden programa uymamak olmaz ki! Neyse bu günü hafif geçerim ben de olsun, bu günün koşusunu sonra yaparım!’ diye kendi kendime konuşmaya başladım. O kadar çaresiz bir an ki o ana hem yapmak istiyorsun hem vücudun, gücün, beynin buna müsaade etmiyor.

Biraz daha yatayım derken 20dk yatakta oyalandıktan sonra kalkabildim. Doruk’u kaldırmaya çalıştım, onun da kalmak için bir 10dk ihtiyacı oluyor her sabah. Ona o 10 dakikayı verip kahvaltısını ve öğlen yiyeceği yemekleri hazırlamaya başladığımda kelimenin tam anlamıyla dökülüyordum. Spotify dan ‘Have a Great Day!’ müziklerini açıp başladım işe, bir müddet sonra hem dans edip hem yemek hazırlarken buldum kendimi. Kendimi koşuya çıkabilecek güçte hissettim ve Doruk kahvaltısını ederken ben de bir çırpıda gidip koşu kıyafetlerimi giydim ve koşmaya hazırdım!

Evet evet başarmıştım Saat 07:00 Doruk servise, ben koşmaya!
Vücuduma öyle iyi geldi ki koşmak, sabah yataktan kalkan yorgun uykusuz hasta kadından eser yoktu!

Reklamlar

Mutluyum!

Bir hedef seçmek ve bu seçtiğin hedefi hayal etmek, düşünmek, onun için çalışmak, sen çalışırken sana destek olan insanların varlığı, sana inanmaları, bıkmadan usanmadan seni dinlemeleri, seni hoş görmeleri, senin hedefine ulaşman için elinden geleni yapmaları inanılmaz bir zenginlik. Hedef yarışıma 2 ay kala diyorum ki varsın yarışım kötü geçsin, varsın istediğim sonuç çıkmasın, ben hedefime aslında ulaştım, mutluyum…

Ağustos 9’da Weisbaden de orta mesafe triatlon yarışına kaydolduğumda deli gibi korkuyordum. Alptekin ile Ironman 70.3 Avrupa şampiyonasına girmeye, çok zorlu bir parkurda yarışmaya karar vermiştik.

”Biz kolayı sevmeyiz, beraber ne yarışlar atlattık, ne maceralarımız oldu, bu da bir şey mi!  Seni seviyorum yol arkadaşım,  daha nice yeni tecrübelere, yeni maceralara birlikte ilerleyelim…”

Biz bu yola çıktığımızda tam ne yapacağım, hangi programı uygulayacağım, bu yolda kim bana antrenman desteği verecek diye kara kara düşünüp bir yol ararken, bir mucize oldu ve Fırat Dizman aradı beni, çalıştığın kimse yoksa sana destek olmak isterim dedi. Dünyalar benim oldu!

Triatlona başladığımdan beri değer verdiğim, takdir ettiğim, ağzından bir değerli bilgi kapabilir miyim diye baktığım insan ‘ben sana destek olacağım‘ demişti… İşte bu bir işaretti güzel geçecek bir dönemin başlayacağına dair. Gönlümden geçtiği gibi ilerliyordu herşey.

Triatlon yapmasını sevdirdi bana, bıktırmadan, usandırmadan.

4 ay sabırla çalıştı benim ile, neredeyse her gün konuştu, her türlü saçma soruma katlandı, . En iyi derecemi çıkarmak üzere yarışa hazırlarken, bıktırmadan, usandırmadan yaptığım işi sevmesini öğretti. O kadar değerli ki bu benim için, dünyanın en iyi derecelerini yapsam hiç bir şeye değişmem. Kaç defa triatlon antrenmanı yapmaya çalışmış, ben bunu beceremiyorum diye vazgeçmiş, bana göre değil demiştim.Seni tanıyan yapabileceklerini, limitlerini çaktırmadan zorlayan bir antrenörmüş önemli olan. En başta da dediğim gibi sonuç ne olursa olsun şimdiden çok net diyebilirim ki aslında ben kazandım!!!

Yeniden Antalya Orta Mesafe Triatlon Yarışı 2-Mayıs-2015

yüzme etabını beklerken.

1,900m yüzecek, 90km bisiklete binecek ve 21km koşacaktım…Çok keyifle başladım yarışa, ilk defa yüzme etabında panik olmadım normal tempoda hiç durmadan yüzmeyi başardım.

Yüzme Etabı başlangıcı

Bisiklete geçtim, yavaş başladım güzel güzel beslendim, sonra tempoma oturdum, tempoyu düşürmeden hafif hafif arttırdım, niyetim 3 tur olan bisiklet etabının son turu hızı biraz daha arttırmaktı ama 53.km de daha ikinci turu bile bitiremeden lastik patlattım, içimden sorun değil dert etme hemen değiştir devam dedim, lastiği çıkardım, iç lastiği çıkardım, yedek lastiği aldım hafif şişirdim ve jantın içine koydum ve o da ne!! Yedek iç lastiğimin sibopu profil jant için kısa, pompa ile şişiremiyorum, uzatması da yanımda değil!!

t1

O an beynimden aşağı kaynar sular döküldü ve gözlerim dolu dolu oldu, böyle saçma bir sebepten yarışı bırakamazdım. Yanıma gelen hakeme durumu anlattım,  ‘yapacak bir şey yok’ dedi, ‘yarışta dışarıdan yardım alamazsın’. Bende ‘beni diskalifiye et hiç sorun değil ama yarışa devam etmek istiyorum lütfen bana uzun siboplu iç lastik bulalım’ dedim, hakem yardımcı olmaya çalıştı, çok uğraştık ama iç lastik bulamadık ve yarışı bırakmak zorunda kaldım… Bazen işler planladığın gibi gitmez, çok istersin ama olmaz, başladığın işi yarım bırakmak zorunda kalabilirsin, benim de başıma bu yarışta geldi ne yapalım kısmet…

antalya half

Otele yakın bir yerde patladığı için yürüyerek otele geldim, odaya girdiğimde Doruk  odadaydı, beni görünce erken gelmişsin diye sevindi, sonra ağlamaklı yüzümü görünce niye erken geldin diye sordu. Anlattım, ben üzülüyorum diye oda üzüldü… Sabah saat 6 da yarış başlangıç bölgesine giderken Doruk’u uyandıramamıştım, planda onu otel de odada bırakmak yoktu aslında, benimle beraber yarış alanına gelecek yarışı takip edecekti, sabah uyandıramayınca çok panik oldum. Onu yalnız bırakıp nasıl gideceğim bunu hiç konuşmamıştık diye. Sonra ona bir not bıraktım, resepsiyona tembih ettim aşağıya inerse ilgilenin diye ve yarışa gittim. Yarış alanı keyifli hoş falan ama benim içimde bir tedirginlik var Doruk tek başına odada diye. Yarışlarıma oğlum ile gitmeyi sevmiyorum aslında onunla ilgilenemiyorum, stresli oluyorum. Bu sefer Doruk’u bırakabileceğim kimse olmadığı için onu getirmek dışında şansım yoktu. Bizimki notu okumuş bıraktığım yemeği yemiş, yarış alanına nasıl gideceğini bir türlü çözemediği için odadan dışarı çıkmamış ve beni odada beklemeye karar vermiş, yarışı erken bitirmem ona yaradı anlayacağınız, belki de o çekti beni kim bilir.

Evli, çocuklu, çalışan bir sporcu olmak zor iş anlayacağınız, o kadar çok denklem var ki çözmeniz gereken, bir de triatlon gibi üç branşı da barındıran bir spor yapıyorsanız bu iş bir kat daha zorlaşıyor.

Fotoğraflar Uğur Aydınlı
Fotoğraflar Uğur Aydınlı

Antalya da Muhteşem Yarış

Antalya Olimpik Triatlon

10302641_760091427355733_4696126596973200432_n

 

2014 yılı Triatlon federasyonu yarışlarını takip etme kararı alınca puanlı yarışlara girip yaş kategorimde Türkiye Şampiyonu olmak için mücadele etme kararını da vermiş oldum.  Yaş kategorimde en fazla 3 kişi yarıştığımız için kürsü garantili yarışsam da benim için önemli olan derecelerimi ve yarış tecrübemi arttırmaktı aslında.

Türkiye Şampiyonu olabilmek için federasyonun düzenlediği 2 olimpik 2 sprint mesafe yarışına katılıp puan almam gerekiyordu. Rotterdam maratonu ile aynı güne denk geldiği için Taşucu olimpik yarışını kaçırınca Antalya yarışına girmem şart olmuştu. Zaman olarak öyle ters bir zamandı ki benim için hem Doruk’un okulunun sınav haftasına denk gelmesi hem üst üste 3 hafta sonudur bir yerlerde olmam hem de hiç triatlon antrenmanı yapmamış olmam beni çok zorluyordu. Neredeyse 6 aydır ne yüzmüştüm ne de bisiklete binmiştim, tek yaptığım koşmaktı. Yüzme özürlü bir insan olduğum için 1,500 m nasıl yüzeceğim derdi sarmıştı beni. Bisiklet bir şekilde çıkardı, koşu ise çok rahattı rahat olmasına ama bisiklet üstüne koşarak acı çekeceğim belliydi.

Alptekin bir önceki hafta yapılan Kıbrıs yarı mesafe triatlonunda yarışacağı için bu yarışa katılmama kararı almıştı, bizim Babaeski takımından neredeyse herkes aynı kararı vermiş Kıbrıs yarışını tercih etmişti. Takımdan Hürol, Ateş ve son dakika işlerini ayarlayan Hakan ile beraber kalmıştık. İstanbul’dan itibaren hafif bir korku vardı içimde bisikleti nasıl söküp taşıyacağım, hadi söktüm Antalya da nasıl toplayacağım korkusu. Triatlon yarışlarına gitmenin en zor kısmı bisikleti söküp zarar görmemesini sağlayarak tekrar toplama kısmı diyebilirim, gerçekten çok meşakkatli. 1 Mayıs günü bisikletimi alıp Caddebostan sahile gidip şöyle bir bineyim vitesleri hatırlayım bir sorun varsa bakayım diye yarım saatlik bir biniş yaptım. Her şey kontrol altında hala çevirebiliyorum sorun yok deyip Özlem ve Muna ile taichi yapmaya parka gittim. Son dönemler de oldukça ilgimi çeken taichi hareketlerini hafifinden denedik beraber, bir huzurlu bir güzel… Sonrasında beraber hoş sohbet muhabbet kahvaltı yaptık ve benim bisikletimi yolculuk için hazırladık. Üzerimden ağır bir yük kalkmıştı bisikletim hazırdı, eve gelip valizi da hazırlayınca iyiden iyiye girmiştim yarış havasına.

Gerçi bel ağrım bir türlü açılmayan tıkalı olan kulağım ile nasıl yarışacağım derdi de vardı içimde ama artık her şeyi akışına bırakmıştım ve olduğu kadar diyordum.

Cuma günü Antalya ya gelip otele yerleştim, bisikleti toplama kısmına Hürol ve Hakan yardım etti ve beraber kısa bir tur attık, dönme çalıştık. Tek derdim rüzgârlı havada, soğuk ve dalgalı denizde nasıl yüzeceğimdi, teknik toplantı arkasından numaraların alınması, dostlar ile sohbet derken akşam oldu.

10308258_10152215493163964_6012987166475313301_n

Gece saat 4 de uyandım ve bir daha uyuyamadım yüzme etabı kâbus gibi hep aklımdaydı, ‘nasıl yüzeceğim,  ya çok üşürsem,  ya dalga olursa ne yapacağım, niye wetsuit getirmedim ki, giysem ne güzel olurdu ki’ gibi düşünceler ile sabahı buldum. Gayet heyecanlı bir şekilde kahvaltıya indim Ateş ve Hakan ile kahvaltımızı yaptık ve yarış alanına gittik. Güzel rüzgarsız bir hava sakin bir deniz karşıladı bizi…Misss…. Havayı böyle görünce keyfim yerine geldi. Yarış numaralarımızı yazdırdık, yarış alanına eşyalarımızı koyduk ve başladık beklemeye.

1526715_10152216914428964_7104272951036808422_n

Yarış başladığında benim için hep sorunlu olan yüzme kısmı garip bir şekilde sorunsuz ilerliyordu arada bir kurbaya geçip bir iki soluklanıp tekrar başlıyordum serbest yüzmeye, bir müddet sonra tempo oturdu ve rahat rahat soluklanmadan yüzmeye başladım.

1013868_760091700689039_8542157494821714124_n

Yüzme etabı bittiğinde saatime baktığımda  1,500 metreyi 33 dakika da yüzdüğümü gördüm ki bu benim için inanılmaz iyi bir derece, bir de 6 aydır yüzmediğimi düşünürsek ballı kaymak.

10336632_760156824015860_6989147207359154716_n

Çok hızlı bir şekilde bisiklet etabına geçtim  8 turdan oluşan 40km lik parkur nasıl bitecek derken Seher ile beraber arada Sera ve Carole’e de takılarak gayet güzel bir hız ile hiç zorlanmadan keyifle çevirdik. 1 saat 18 dakika ile bitti bisiklet etabı. Koşu etabına geçtiğimizde hava gerçekten çok sıcak olmuştu. Sıcak ve fazla beslenememek beni biraz güçsüz düşürdüğünden koşu etabında istediğim gibi gidemedim. Gerçi bisiklet üzerine koşmak beni hep bir şekilde zorluyor oluyor, parkurda 1,5km uzun olunca koşu etabı biraz uzun sürdü 11,5 kilometre 58dk . Toplamda da 2 saat 53 dakikada bitirdim yarışı.

10173518_760487190649490_4298914608055110703_n

Acayip mutlu oldum, bu kadar antrenmansızken böyle bir sonuç elde etmek şahaneydi.

1505352_760606700637539_8750561248871196284_n

Kürsüde sevdiğim arkadaşım Dilek ile beraber olmak da ayrı güzeldi.  40-49 yaş kategorisinde birinci olmuştum ve bir macera daha bitmişti ama hafta sonu bitmemiş, sırada pazar günü koşulacak Wings for Life World Run için Alanya’ya gitmek ve koşmak vardı.

 

 

Wings For Life World Run

      Koşamayanlar için Koştuk

Redbul Sayfasından-Nuri Yılmazer
Redbul Sayfasından-Nuri Yılmazer

4 Mayıs günü Alanya da koşamayanlar için koşup İstanbul’a geldiğim sabah, e-mail kutuma düşen bu mesaj bana ne iyi yapmışım da gitmişim ve koşmuşum dedirtti.

Dünyada ilk kez düzenlenen Wings for Life World Run’a katıldığın için, sana en samimi duygularımla TEŞEKKÜR EDERİM.

Bu yarışla birlikte ne kadar harika bir yolculuğa çıktık. Senin muhteşem desteğin ve güzel ruhun, bizi amacımıza, yani omurilik sakatlığına çare bulmaya bir adım daha yaklaştırdı. Birlikte bunu başarabiliriz!

Toplanan 3.000.000 €’nun %100’ü, yaşamlarını omurilik araştırmalarına adamış bilim insanlarına – bir fark yaratabilecek insanlara verilecek.

Bizimle kal – Gelecek yıl düzenlenecek Wings for Life World Run 2015’te seni tekrar aramızda görmek için sabırsızlanıyoruz.

Çok teşekkür ederiz!

Yarış kayıtları açılır açılmaz bu yarışa ilk kayıt olanlardan biriyimdir herhalde, tüm dünya ile aynı anda koşuya başlamak ve arkadan gelen bir araca yakalanmamaya çalışma fikri çok hoşuma gitmişti. Tabi bir de tüm yarış gelirlerinin güzel bir amaç için kullanılması ve benim de bunun bir parçası olmam şahane olacaktı.

 

Redbull sayfasından
Redbull sayfasından

Alanya’nın da aralarında bulunduğu, 13 farklı zaman dilimindeki 34 kentte aynı anda (4 Mayıs Pazar, TSİ 13:00) koşulan Wings For Life Dünya Koşusu’nda 35 bin 397 atlet mücadele etti.  Starttan yarım saat sonra 15, 20 ve 25 kilometrelik sabit hızlarla ilerleyen takip aracına yakalanana kadar süren yarışta, Alanya da binin üzerinde katılımcı 25 derece sıcakta ve zor parkurda mücadele verdi. Alanya kent merkezinde başlayıp sahilden Antalya’ya doğru koşulan parkurda benim de bir hikâyem vardı.

Cumartesi günü tüm enerjimi Antalya Olimpik Triatlonuna katılıp orada harcadığım için Pazar günü yarışına sadece ağrıyan kaslar, tutulmuş bel, kıpırdamakta zorluk çeken boynum kalmıştı, tabi bu arada yaptığım onca harekete rağmen açılmayan tıkalı olan kulağım da aynı şekilde duruyordu. Hürol ve Hakan ile cumartesi yarıştan sonra birlikte toparlandık ve Alanya’ya hareket ettik. Hepimizin keyfi güzel geçen yarıştan ötürü yerindeydi. Pazar sabahın 6:30 da Hürol’un haydi bisiklete biniyoruz bu güzel asfalt kaçmaz demesi ile bisiklet ile düştük Alanya Antalya yoluna.  Son altı ay içerisinde hiç bisiklete binmeyen bana yarışta çevirdiğim 40km yetmişti ve 1 saatten fazla pedal basacak gücüm yoktu. Hakan da bana uyunca Hürol’u 3 saatlik bisiklet binişi ile baş başa bırakıp 1 saat sonunda döndük tekrar otelimize. Dünden beri doymak nedir bilmediğimiz için güzel yemek yenecek bir yer bulup bir şeyler yedik,  numaralarımızı aldık ve başladık beklemeye, yarış saat 13:30 başlayacaktı, etrafta bir sürü koşucu vardı. Hakan ve Hürol ile beraber koşalım, kopmadan orta tempo 15km kadar koşar bırakırız diye plan yaptık. Yarış alanına geldiğimiz de tam bir festival havası vardı, müzik, kalabalık rengârenk güzel bir sürü koşucu. Hürol’u bir ara kaybettik biz Hakan ile başladık koşmaya, bir iddiamız da olmadığı için arkalardaydık.  Yavaş yavaş ilerlerken hafif tempoya başladık, beraber konuşma temposunda yavaş yavaş kalabalığı arkada bırakarak ilerledik. İlerledikçe ön grubu görmeye başladık, arkamızdaki koşucular artarken önümüzdeki koşucular gitgide azalıyordu. Hakan ile biraz şaşkındık, çok eforlu koşmuyorduk ama ön gruba gitgide yaklaşıyorduk. Tempoyu hiç bozmadan 15km ye kadar geldik, Hakan ben bırakıyım burada dünden yorgunum zorla mıyım dedi, ben de önde gördüğüm Bakiye’nin yanına gideyim onun ile biraz koşarım belki dedim ve ayrıldım Hakan’dan. Bakiye nin yanına geldim, oda yavaşlamaya başlamıştı, onu geçip ilerledim. Hadi 20km koşayım bari deyip aynı tempoda yalnız ilerlemeye başladım. O sırada Konya mastırlarından Erdoğan Kibar ile yan yana geldik ve konuşmaya başladık, ondan kadınlar içinde ayrı değerlendirme yapılacağını ve ilk 3 çıkacağını öğrendim. Hâlbuki ben sadece tüm katılımcıların ilk üçü olacak kadınlar ayrı erkekler ayrı değerlendirilmeyecek zannediyordum.  Bunu duyunca acaba önde kaç kadın var diye düşündüm, arkadan başladığım için önde kimler var bilmiyordum, yarışa kimler katıldı onu bile incelememiştim. Bu koşuyu bir yarış olarak bakmamış güzel bir koşu organizasyonunda yer almak motivasyonu ile gelmiştim. Bu haberi alınca ben biraz hızlanayım o zaman deyip ayrıldım Erdoğan’dan. Merak içinde koşuyordum acaba kaçıncıyım önde kaç kadın var diye. Yarış benim için o noktadan itibaren başladı yaklaşık 17 km civarı. Hızlana hızlana giderken bisikletçi çocuklar geldi onları görünce arabanın yakınlaştığını anladım. Önde koşan koşucuları sürekli yakalayarak koşuyordum ama hiç kadın koşucu geçmiyordum. Bir ara yanda bekleyen jandarmalara dayanamadım sordum ‘önde kaç kadın vardı’ diye. Onlarda var bir iki kişi dedi. Allah Allah diyordum ben hızlı değilim niye önde az kadın var, benim için inanılması çok zor bir durumdu. 22 km civarı arkada arabayı gördüm. Hızlanayım bari güçlü bir finish olur dedim içimden ama o öyle olmadı yavaşladım ve bitti yarış. Alıştığımız finishlere benzemiyordu alkışlayan yoktu, kendini kahraman gibi değil ‘loser’ gibi hissediyordum, bitirmiş değil de kaybetmiş gibi.

Redbull sayfasından
Redbull sayfasından

Arkadan gelen Atakan ile km ye gidelim geri dönmeyelim diye konuştuk yürümek yerine ambulanstan rica ettik bizi 25km ye getirdi bıraktı. Orada yakalanmış koşuculardan biri Asım Çetin ve yabancı bir kadındı. O kadını görünce moralim bozuldu biraz. Önde kesin fazla kadın vardır diyordum içimden üçüncülük bana düşmez. Asım hocaya sordum oda sadece Svetlana var dedi. Hala yok canım diyordum bu kadar az olamaz. 25.km de bekleyen otobüslere binip start alanına döndük, gider gitmez oradaki görevlilerden kadınlarda da ilk üçe ödül verileceği bilgisini teyit ettim ama kaçıncı olduğumu öğrenemedim. Acayip mutlu mesut otele gidip temizlenip, Hakan ve Hürol ile buluştum onlara galiba üçüncü oldum diyordum, hiç birimiz bu duruma inanamıyorduk.  Şaka gibi bir durumdu, Hakan ile beraber koşmasak daha yavaş koşardım, hatta daha az koşacağım diye yanıma yiyecek jel bile almamıştım. Tamamen akışa bırakılmış bir koşuda dereceye girmek tam anlamı ile şanstı.

Ödül töreni için tekrar yarış alanına geldiğimizde eski dağcılık dönemimden arkadaşlarım Evren ve Uğur’a rastladım onlar bana üçüncü olmuşsun tebrik ederiz deyince o zaman anladım ki gerçekten üçüncü olmuşum. Tüm kış koşu antrenmanı yapmanın karşılığını Rotterdam maratonunda alamamıştım ama onun dışında girdiğim her yarışta almaya başlamıştım, neymiş çalışan her zaman kazanırmışşş 😉

fotograf (18)

Sadece orada olmak istediğim bir organizasyona katılıp, bunun onurunu yaşarken bir de derece yapmak beni inanılmaz mutlu etti.. Türkiye’nin en iyi koşucuları ile aynı podyumu paylaşıyor olmak bana bir işaret gibiydi. Erkeklerde  Murat Kaya birinci (53,93km), Oleg Kharitonov ikinci (54,45km), Ahmet Arslan üçüncü oldu (48,38km), Kadınlarda ise  Svetlana Shepeleva  birinci (48,29 km), Charlotte Kellum ikinci (24,67km) ve ben üçüncü oldum (22,34 km).  Cumartesi 1,500m yüzüp, 40km bisiklete binip üzerine 10km koşmuştum tam 2 saat 53 dakika da, bir ertesi gün bu derece çıkıyorsa eğer daha neler çıkar neler 🙂

Ödül Töreni

Doruk; Anne kaçıncı oldun?

Anne: Üçüncü oldum oğlum,

Doruk: Yaş kategorisinde mi?

Anne: Hayır genelde

Doruk: Hadii yaaaa

Doruk ile yaptığımız klasik yarış sonrası diyaloğudur bu tek bir farkla ikinci soruya hep Evet derdim 🙂

Bir de bronz madalyam olsa idi güzel bir yarış hatırası olacaktı.

Yarış Öncesi

Cumhuriyet Kupası Orta Mesafe Triatlon Yarışı

1,900m yüzme 90km bisiklet ve 21km koşuyu arka arkaya yapmaya orta mesafe triatlon, buna yapanlara da ‘half ironman yani yarım demiradam’ deniyor. Tamı da hepsinin iki katı oluyor, koşanlara göre de iki yarım bir tam yapmıyor. 🙂

Aysin Bitişe Girerken

Triatlon Federasyonunun bu seneki takviminde Antalya Konyaaltı’nda bu mesafelerde bir yarış olduğunu görünce ilk başta hiç üstüme alınmadım, gerek tarih itibari ile gerek mesafeleri ile hiç yapabileceğimi düşündüğüm bir yarış değildi. Ta ki Kuşadası Triatlonunu bitirene kadar. Kuşadası yarışından sonra bir güven geldi ve ‘o soğuk hava da o suya girip yüzdü isem her şeyi yaparım’ dedim kendime ve siteye girip kaydoldum. İki yarış arasında sadece 2 hafta vardı, benim hazırlanacak sürem yoktu ama zaten temelde yaptığım bir antrenmanım vardı ve o antrenman en iyi yarış derecemi çıkarmaz ama yarışı bitirmemi sağlardı. Amaç belli idi yarışı güle oynaya bitirmek.

Cuma gecesi arabalar ile yola çıkıp cumartesi sabaha karşı Antalya ya geldik, kısa bir dinlenmenin üstüne bisikletlerimiz ile ilgilenip kısa bir biniş gerçekleştirdik, şansımıza hava çok güzeldi, güneşli mis gibi Antalya havası…

Akşam teknik toplantı, sonrası hazırlık ve pazar sabahı saat 5:45 kalkış. Tüm arkadaşlar güzel bir kahvaltı ve eğlenceli sohbetin ardından yarış alanına geçip numaralarımızı alıp eşyalarımızı değişim alanına yerleştirdik ve 8:00 da başlayacak yarışı beklemeye başladık. Yarış Öncesi

3 Heyecan gerçekten çok fazla idi, ‘1,900m nasıl yüzeceğim? panik olacak mıyım?’ soruları kafamda dolaşıp duruyordu, bir yüzmeden çıkayım gerisi kolay diyordum ama 90km bisikletin üstüne koşu nasıl olacak diye de endişelenmeden duramıyordum. Yaklaşık 100 katılımcı vardı yarışta çoğuda tanıdık arkadaş idi. Eş dost arkadaş hep beraber antrenman yapar gibi hissettim kendimi.

Düdük çaldı ve yarış başladı, gayet güzel kafamı suya soktum ve yüzmeye başladım, bu sefer bu iş tamam panik olmadan yüzmeyi başaracağım derken, hoopp arkamdan pata küte gelen bir yüzücünün, önce dirsek, sonra tekmesine maruz kalınca bir de su yutunca beni gene aldı bir panik. Yüzmeyi bıraktım ve kalabalığın gitmesini bekledim. Biraz sırt üstü yüzüp sakinledim ve nefesimi düzenledim, sonra dedim bu yarış böyle bitmez haydi başla yüzmeye, hafif panik bir halde başladım yüzmeye, stresim geçip keyif almaya başladığımda parkurun üçte biri bitmişti. Sonlara doğru mide bulantısı, çıkışa doğru baş dönmesi dışında yüzme etabı sorunsuz geçti ve  38dk 45sn ile bitmiş oldu.

Yüzme Etabı Başlarken
Fotoğraf: Onur Şentürk

Hemen koşturarak değişim alanına geçtim. Ağzımdaki tuzlu sudan kurtulmak için su içtim, arkasından enerji içeceği sonra bir enerji jeli içip çorabı giyip ayakkabıları giyip kaskımı takıp gözlüğümü takıp bisikletimin üstüne çıktığımda tam 3dk 9sn geçmişti.

Değişim Alanı
Fotoğraf: Onur Şentürk

Bisiklete geçince hemen hızlanamadım, biraz ağzıma yiyecek bir şeyler attım su içemeye devam ettim sakinledim ve tempo yapmaya başladım. Bisiklet üstünde yemek için kendime powerbar ın energy blast adını verdiği jelibon şeklindeki şekerlerinden koymuştum, öyle keyifli yedim ki onları, bir paketi 220kcl idi 2 paket bitirdim. Bir de bisiklet çantama dilim dilim kesip koyduğum 2 paket ‘mule bar’ enerji barını yeyince beslenmem tam oldu. Toplamda 1000 kalori aldım tüm bisiklet etabı boyunca. Bisiklet etabı Konyaaltının 16 numaralı plajından başlıyor deniz kenarından Kemer yoluna doğru devam ediyor, çıkışlar bitince geri dönüyor ve bu sefer diğer istikamete doğru ilerliyordu. 30km lik 3 tur yapılmıştı. Manzara muhteşem asfalt güzeldi, hava da şansımıza çok rüzgarlı değildi. Önce biraz düz ilerliyor, sonra tırmanmalar başlıyordu. Tırmanış etapları korktuğum gibi değildi, inişli çıkışlı keyifli bir parkurdu. 3 turun toplamında da yaklaşık 500m tırmanış vardı. Bisiklet etabını 3 saat 25dk da bitirdim.

Bu 3 saat nasıl geçti anlamadım öylesine keyif aldım ki bisiklete binmekten, genelde tek başıma çeviriyordum ama hep yanımdan birileri geçiyordu. Süre olarak daha iyisini yapabilirdim ama canım hiç kendimi zorlamak istemiyordu, hep gezinti modunda ilerledim, böyle olunca koşuya da enerjim kalmış oldu. Bisikletimi bırakıp koşu ayakkabısını giyip koşuya başlamam 1dk 47sn sürdü. Koşu etabı başladığında tam öğle sıcağı başlamıştı, hava gerçekten sıcaktı.  Benden önce koşuya başlayanların çoğu sıcaktan dağılmış gözüküyordu. Koşuda vücudumu, neyi yapıp, neyi yapamayacağımı çok iyi tanıdığımdan baştan belirlediğim stratejiyi hiç değiştirmeden aynen uyguladım. 5:15 pace ile başlayıp ilerlemek gücüm yeterse son 7 km de hızlanarak bitirmekti amacım.Bisiklet Etabı

Bisikletten koşuya geçince vücut ne kadar hızlı gittiğini anlamadan çok çabuk hızlanıyor, kendimi bu yanılgının içine sokmadan saatimi kontrol ederek, hızlanacak gücüm varken, kendimi frenleyerek gittim hep. Sonlara doğru gücüm kalırsa yaparsın diye tuttum kendimi sonlarda ise, sıcak öyle rahatsız etti ki hiç yüksek nabıza geçmek istemedim. Parkur da 21km den biraz kısa imiş 1 saat 42dk da bitti koşu.  Toplam süremde 5 saat 47 dk olarak bitmiş oldu.

6Çok zorlamadan, keyifle, yarış heyecanını ve havasını soluyarak bir yarışı daha bitirmiş, half İronman nasıl bir şeymiş öğrenmiş oldum. Her yarış ayrı bir tecrübe, ayrı bir macera ve ben maceradan macera ya atlamayı çok seviyorum….

Triatlon Türkiye Şampiyonası, Kuşadası

Elimde kocaman bir kupa bakıp bakıp şaşırıyorum, üzerinde ‘+40  Bayanlar Yaş Grubu Türkiye Birincisi’ yazıyor.  Bu benim ya! Evet evet bu benim, Türkiye Şampiyonu!! Şaka gibi, daha 2012 yılının Şubat ayında 25m havuzda bir boy bile yüzemeyen ben,  yüzme işini kotarmış bir de üstüne üstük yarışlara girebilir hale gelmiştim. Yıllardır gözümde büyüttüğüm hiç yapamayacağım zannettiğim yüzme sporu da artık yaptığım sporlar arasında yerini almış 1,500m hiç durmadan yüzer olmuştum.

2013 Triatlon sezonunda puanlı yarışları takip eden yarışmacılar Kuşadası’nda yapılan Türkiye Şampiyonasına da katılınca,  yıl içinde aldıkları puanlara göre bir sıralamada yerlerini alıyorlar ve sezonun en iyi ilk üçü belirleniyor.  40+ Kadınlarda yarışları takip eden ve puan toplayan Yasemin ile bendim sadece, Yasemin kırklarının sonlarında ben kırklarımın başlarında birlikte antrenman yapan iki rakip. Yasemin benim yüzme öğrenme sürecimde örnek aldığım, çok takdir ettiğim bir sporcu. Enerjisi spor heyecanı ile iyi ki tanımışım dediğim insanlardan biri. Böyle bir rakip ile yarışmakta ayrı bir keyif tabi.

Kuşadası yarışının sonucu kimin şampiyon olacağını belirleyecekti, Yasemin ile aramızda az bir puan farkı vardı. İkimizde büyük bir heyecanla yarışın başlamasını bekliyorduk. Yarıştan bir gün önce inanılmaz soğuk ve rüzgarlı bir hava karşıladı Kuşadası’nda bizi. Güneşli, sıcak bir Ege günü yaşayacağımızı zannederken kıştan kalma bir gün ile karşılaştık. Su ile çok barışık olmayan beni bu beklenmedik hava durumu epey gerdi tabi. Otele eşyalarımızı yerleştirip meşhur Kuşadası yokuşlu bisiklet parkurunu görelim dedik ve bindik bisikletlerimize. Dizlerimde kıkırdak erimesi olduğu için aslında bisiklete binmem ve özellikle de yokuşlu bir parkurda binmem çok sağlıklı değildi. Parkurda baktım yokuşlar korktuğum gibi değildi, çıkılabilir durumda,  dizlerim çok sorun çıkarmadı. Tek sorunum, yarış öncesi hava o kadar soğuktu ki denize girip yüzememekti.

Yarış öncesi teknik toplantıya gidildi, dostlarla karşılaşılıp hoş sohbetler edildi.  Güzel bir makarna yenildi ve yatıldı, ertesi sabah güzel bir hava olsun diye dualar edilerek uyundu.

Yarış sabahı geldiğinde hava gene soğuktu kat kat giyinip gittik yarış alanına kollarımıza bacaklarımıza numaraları yazdırdık. Bisikletlerimizi yerleştirdik ve titreyerek başladık yarışın başlamasını.  Birbirimize sarılarak ısıtmaya çalıştık ama ayaklarımız donuyor kumdan acayip soğuk geliyordu, yarış bir başlasa da suya girip biraz ısınsak diyorduk.

Veee yarış başladı, herkes suya doğru koşup başladı yüzmeye. Ben sakin sakin yürüdüm suya daldım ama yüzemedim. Gene heyecandan nefes alıp veremiyordum. Sakin olmam ve yüzmeye başlamam için biraz sırt üstü gittim ama sakinleyemedim. Hadi kurba gideyim dedim ama oda olmadı önden gelen ufak dalgalar yüzünden su yutuyordum. Grup benden uzaklaşırken çaresizce arkalarından bakarken buldum kendimi. Bu hemen hemen her yarışta başıma gelen bir olaydı, nefes alıp suya nefes vermek için kafamı soktuğumda nefes veremiyor boğulacak gibi oluyordum. Sonra dedim içimden bu yarış böyle bitmez en iyi yapabildiğin serbest yüzme yüz ve bitir şu işi. Başladım yüzmeye biraz bocalaya bocalaya belli bir ritme girdim. Bu ritme girdikten sonra gerisi kolaydı ve yüzme etabı bitti. Saate baktığımda tam 16dk bitirdiğimi gördüm 750m yi . Benim için inanılmaz iyi bir derece idi en son yarışımı 19dk da bitirdiğimi düşünürsek. Denizden çıkar çıkmaz başladım koşmaya, gerisi kolaydı benim için. Değişim alanına geldiğimde Yasemini ayakkabılarını giyerken yakaladım. Genelde aramızda en az 5dk fark olurdu. Beni görünce oda şaşırdı. Hızlıca çoraplarımı ayakkabılarımı giyip kaskımı takıp gözlüğümü takıp bir jel içip çıktım bisiklet parkuruna. 2dk 50sn harcamışım, normalde bir dakikanın altında olması gerekiyordu bu değişimin, epey vakit harcamışım. Bisiklet etabında sakin gittim, yokuş yukarı zaten istesem de çok hızlı gidemiyordum, yokuş aşağı  da asfaltın belli bir yerini kazıdıkları için risk alıp hızlı inemedim. Bizim kategori de bu yarışta 4 kişi yarışıyorduk. Yasemin arkamda kalmıştı, önümde de İzmirli triatlerden Nur vardı. Nur ile hiç yarışmamıştık şimdiye kadar, dailymile dan antrenmanlarını takip ettiğim sevdiğim birisi idi. Turları atarken önümde görüyordum onu. Her turda biraz daha yanaştım son turda yetiştim.  Bisiklet etabı 20km bittiğinde 50dk geçmişti. Bisikletimi bırakıp koşu etabına geçerken 1dk 15sn harcadım. Koşuya başlarken ayak başparmaklarım uyuşuktu ve bir türlü geçmedi o uyuşukluk. Hep antrenmanlarda bisiklete bindikten sonra mutlaka koşun (brick yapın) diyorlardı ama benim hiç vaktim olmuyordu brick yapmaya. Onun eksikliğini koşuda hissettim. Bir türlü koşu akmadı, tam ısındım rahat gidiyorum dediğimde de yarış bitti 24dk 49sn de de 5kilometrelik koşu etabını da bitirmiş oldum.  Toplam süre de 1 saat 35dk  oldu. Yarışı da birinci bitirince sezonun birincisi de oldum. Yasemin de ikincisi, üçüncü mü? Henüz üçüncümüz yok.. kim bilir belki seneye daha fazla kişi yarışırız da kürsüyü doldururuz.

O kadar da keyif aldım ki bu yarıştan bir daha hiçbir yarış kaçırmayacağım diye söz verdim kendime. İstanbul’a döner dönmez de Antalya da yapılacak olan Cumhuriyet kupasına kaydoldum. Bu yarışın mesafeleri biraz uzun tabi 1,900m yüzme, 90km bisiklet ve 21km koşu. Nasıl yaparım bilemiyorum ama amaç bitirmek ve biliyorum başlayınca da biter.