Limit Sensin

Dün gece oğlumun pazar akşamına sıkışan ödevleri ve ders çalışması ile ilgilenirken saati 11 yaptıktan sonra anca kendi işlerim ile ilgilenmeye başlayabildim. Bir baktım ki e-mail kutuma 14 Kasım haftasının antrenman programı gelmiş, sevgili antrenörüm Fırat Dızman’nın pazartesi sabahına koşu koyduğunu da böylece gece 11 de öğrenmiş oldum. Normalde pazartesi günlerini hep dinlenme günü yapardım ama Fırat’a en son bana aktif dinlenme ver boş gün bırakma dediğimi hatırladım. Ağzımdan ‘Hadi beee nasıl olacak şimdi yarın ki koşu…’ sözleri çıktığında artık çok geçti ve yapacak bir şey yoktu. Sabah ola hayrola diyerek hemen yattım demek isterdim ama yatmam gece biri buldu. Şuna da bakayım, şunu da okuyayım derken nasıl geçiyor zaman anlamıyorum. Sabah saat 06:00 da alarm çaldığında Pazar günü koştuğum 18km nin ve hafta içi yaptığım kuvvet antrenmanlarının tüm izlerini vücudumun her yerinde ama özellikle bacaklarımda hissediyordum. ‘Sabah koşmam imkansız! Mümkün değil! Çok yorgunum! Öğlen mi koşsam? Yok yok öğlen de koşamam toplantım var öğleden sonra, yetişemem! Akşam da yüzme var hangi araya koysam koşmayı? Galiba bu koşuyu pas geçeceğim. Off yaa pazartesinden programa uymamak olmaz ki! Neyse bu günü hafif geçerim ben de olsun, bu günün koşusunu sonra yaparım!’ diye kendi kendime konuşmaya başladım. O kadar çaresiz bir an ki o ana hem yapmak istiyorsun hem vücudun, gücün, beynin buna müsaade etmiyor.

Biraz daha yatayım derken 20dk yatakta oyalandıktan sonra kalkabildim. Doruk’u kaldırmaya çalıştım, onun da kalmak için bir 10dk ihtiyacı oluyor her sabah. Ona o 10 dakikayı verip kahvaltısını ve öğlen yiyeceği yemekleri hazırlamaya başladığımda kelimenin tam anlamıyla dökülüyordum. Spotify dan ‘Have a Great Day!’ müziklerini açıp başladım işe, bir müddet sonra hem dans edip hem yemek hazırlarken buldum kendimi. Kendimi koşuya çıkabilecek güçte hissettim ve Doruk kahvaltısını ederken ben de bir çırpıda gidip koşu kıyafetlerimi giydim ve koşmaya hazırdım!

Evet evet başarmıştım Saat 07:00 Doruk servise, ben koşmaya!
Vücuduma öyle iyi geldi ki koşmak, sabah yataktan kalkan yorgun uykusuz hasta kadından eser yoktu!

Reklamlar

Gloria Ironman Turkey

IMG_7418

IRONMAN nedir diyenlere IROMAN aslında uzun mesafe triatlon yarışı düzenleyen bir yarış markasıdır.  Dünya Triatlon Kuruluşu (WTC_ World Triathlon Corporation) tarafından düzenlenir ve marka hakkı kuruma aittir. Ironman markası, sırasıyla ve ara vermeden 3,86 km yüzme, 180,25 km bisiklet ve 42,1 km koşu etaplarından oluşan (toplamı 140.6 mil olduğundan 140.6 olarak da anılır) uzun mesafe triatlon yarışı düzenler ve dünyada bir yarış serisi olarak gerçekleştirir. Bu uzun mesafe triatlon yarışları Ironman markası ile özdeşleşmiştir.

FullSizeRender

Ironman markası bu mesafeleri koşmak istemeyenler için de her bir etap mesafelerini yarıya indirerek Half Ironman yarışları düzenlemeye başlamıştır ve bu yarışlar da Ironman 70.3 olarak geçer, mesafeler de arka arkaya ve ara vermeden 1,900m yüzme 90km bisiklet ve 21 km koşudan oluşur.

Türkiye’ de Antalya Belek’te düzenlenen Ironman yarışı da 70.3 yani Half Ironman yarışıdır. Aslında bu mesafe Türkiye’de ilk defa gerçekleşmiyor. Daha önce 4 defa düzenlendi, ilk olan dünyanın en ünlü markası olan Ironman markasının gelerek bu yarışı düzenlemesi.

Amerikalılar gerçekten marka yaratmak bu markayı pazarlamak, tutundurmak konusunda çok başarılılar. Bu yıl markalarını Çinli bir gruba 650 milyon dolara satmaları da bunun bir göstergesi.

Türkiye’ye gelip Gloria oteller zinciri desteği ile bir yarış düzenleyeceklerini duyduğumda gerçekten çok sevindim, Ironman’nin gelip yarış düzenleyecek olması demek bu markaya güvenip gelen bir sürü yarışmacı ile o standartlarda bir yarış koşmak demek olduğu için bu ilki yaşamak istedim.

Türkiye’de spor organizasyonları yapan bir firmanın ortağı olarak söyleyebilirim ki bu kadar uzun bir süre yolları kapatmak, devlet dairelerindeki insanlar ile işi ilerletmeye çalışmak, izinleri almak, taahhüt alıp yapılmasını sağlamak inanın yarışmaktan çok ama çok daha zor. Hele ki 90 km’lik bir yolu kapatmak araba ile yatıp araba ile kalkan, iki adım yol yürümeyen biz Türkler için çok zor bir iş. Ülkemizde spor kültürü de olmadığı için vatandaşlar anlamıyorlar, anlayamıyorlar. Bir de organizasyonlarda bizim en zorlandığımız nitelikli personel bulma zorluğu. Siz ne kadar her konuya hâkim bilgili bir organizatör bile olsanız, bütün detayları kâğıt üstünde düşünüp çözseniz bile düzgün alt ekipler kuramazsanız, onlara bilgiyi doğru aktarıp yönetemezseniz her şey sahada mahvolur. Spor yapmayan hiç bisiklete binmeyen bir görevli siz bisiklet ile giderken size nasıl su vereceğini bilemez, ya da o anda ihtiyacınızın ne olduğunu anlayamaz, hatta nasıl motive edeceğini bile bilemez, bunları yönetmek de başlı başına bir iştir. Ben de merak ile bu zorlukları nasıl aşacaklarını ve nasıl bir iş çıkaracaklarını görmek istiyordum.

Benim için Ekim ayına bir yarış koymak demek bütün yaz düzenli antrenman yapmak demek, bu yüzden bu yarış Türkiye’de bir ilk olmasa katılmazdım. Her ne kadar bu hedef yarışım değil keyfe giriyorum desem de 240 € vererek bir yarışa girince öyle aradan yarışayım diyemiyor insan açıkçası 🙂

Ben yarışa kayıt oldum ama Alptekin kayıt olmak istemedi, ben de tamam sen destek ekibi olarak gel o zaman dedim ve Turset’in hazırladığı paketlerden birini satın aldık. Doruk,  Alptekin ve ben ailece olayı ufak bir tatile dönüştürelim arada da yarış koşalım moduna geçtik. Gloria’nın Verde otelinde konaklayacaktık, bizim gibi birçok arkadaşımız da bu otelde kalacağı için öncelikli tercihimiz oldu, havaalanı transferleri (bisikletleri taşıma) de dahil olunca her şey çözülmüş oldu. Bu arada otelden çok memnun kaldık, personelin ilgisi, her konuya güler yüzle hızlıca çözüm bulmaları, çocukların çok rahat etmesi, denize yakınlığı ile bizim için çok iyi bir seçim oldu.

IMG_7350

IMG_7345

Yarış zamanı yaklaştıkça Alptekin de o kadar geliyorum bari bende yarışayım istedi ve o da kayıt oldu, arkasından Gökhan da kayıt olup çocukları ile gelme kararı alınca bizim ekip tamamlanmış oldu. Gökhan’nın 11 ve 7 yaşındaki oğulları ile bizim Doruk da çok iyi anlaştıkları için herkes için en ideal çözüm oluşmuş oldu.

Bu sene Ocak itibari ile orta mesafe triatlon antrenmanlarına düzenli bir şekilde hocam Fırat Dizman ile başlamıştık, benim için inanılmaz bir şanstır onun ile çalışmaya başlamak. İlk hedef yarışım Ağustos ayında Ironman Avrupa şampiyonası idi Almanya’da Wiesbaden şehrinde yapılan. Bu yarışın özelliği oldukça zor,  yokuşlu bir bisiklet parkurunun olması ve arkasına gene yokuşlu bir koşu parkurunun gelmesiydi. Böyle bir yarış seçince haliyle çok sağlam bir antrenman süreci geçirdim.  Ağustos ayında da yarışı keyifle istediğim gibi geçirdikten sonra tekrar antrenmanlara devam etmek hiç içimden gelmedi. Biraz dinlenme olanı koruma oluşan ufak tefek sorunları gidermeye çalışma derken geldi çattı ekim ayı. Bu seferde havaların soğuması  ve değişen iklime vücudumun bir türlü adapte olamaması ile motivasyonumu yitirdim. Bu dönemde yanımda olan birlikte antrenman yaptığım Jilda olmasa galiba daha zor olurdu benim için antrenman yapmak.  Bu kadar uzun soluklu bir hazırlık sürecinde keyifle güle oynaya antrenman yapacağın bir antrenman partneri gerçekten çok önemli.

IMG_7444

Yarış günü gelip çattığında en iyi derecemi çıkaracağım diye bir istek yerine eş dost muhabbet,  yarışayım geçsin yeter ki diye bir düşünce vardı içimde. Yarış parkurunda daha önce antrenman yapma şansım olmamıştı, normalde seçtiğim yarışlara hep çalışırım, eğim grafiğine bakarım ona göre bir hedef süre belirlerim. Bu yarışta o kadar çok bilinmeyen vardı ki bisiklet parkuru için hiç bir şey tahmin edemiyordum. Asfalt düzgün değil, çok yokuş var, teknik iniş var gibi bilgiler gelmişti önceden. Bu duyduklarımdan sonra anladığım temkinli ve dikkatli bisiklet kullanmam gerektiği oldu. Yarış öncesi havada fırtınalı olunca ben ciddi ciddi stres oldum.

IMG_7341

Yarıştan bir gün önce deniz kenarına indiğimde gördüğüm dalgalar beni dehşete düşürdü, böyle bir havada bu dalgalar ile benim değil yüzebilmem suya girebilmem bile imkansızdı. Yarış günü havanın daha güzel olacağı tahmin ediliyordu ama ben buna inanamıyordum. Yarış sabahı su çok dalgalı olursa yarışa girmeme kararı almıştım, o yüzden bir gün önce hiç yarışacak gibi bir havam yoktu. Yarış numaralarımızı almış hazırlıklarımızı yapmış bir şekilde Türkçe verilen briefe girdik.  Yarış hakkında detaylı briefi kendi ana dilimizde almak güzel oldu.

IMG_7344

IMG_7346

Sonrası tam bir koşturmaca. Çocukları ironkids yarışında koşturup, kırmızı koşu torbamızı bisikletten koşuya geçiş değişim alanına bırakıp (T2) arkasından bisikletleri bisiklet değişim alanına bırakıp (T1) mavi bisiklet torbamızı yerleştirip, yarış değişim simülasyonu yapıp denizi biraz seyredip otele dinlenmeye geçtik.IMG_7320

IMG_7337

IMG_7442

Akşam yemeğinde açık büfe de Meksika yemekleri gecesi yapmışlar, ben de bir severim bir severim ama tabiki yemedim ve  bol bol pilav makarna yedim sade, sossuz!!  Midem o kadar hassastır ki işi riske atmak istemedim. Tatlılardan dan da uzak durmaya çalışsam da dondurmalı çikolatalı sufle  yemeden olmadı, pişmanım biliyorum yapmamam gerekiyordu. Akşam erkenden yatmaya gittik saatlerin alarmını kuracakken bir arkadaşın uyarı mesajı ile kafamız karıştı ‘yarın saatlerinizin otomatik güncellemesini kapatın, tüm dünyada saatler bir saat geriye alınacak ama biz de değil.’ Yarış briefinde hiç bundan bahsetmemişlerdi acaba organizasyon farkında mıydı diye düşünmeye başladım. Arkadaşlarla uyanan diğerlerini uyandırsın diye birbirimizi tembihledik, otelin resepsiyonundan uyandırma istedik kendimize göre her şeyi sağlama alıp 5:00 da uyanmak üzere tüm hazırlıklarımızı yaptık. Gece çok rahat uyuduğum söylenemez, hafif tavşan uykusu ile sabah saat çalmadan bir uyandım saate baktım 4:00 gözüküyor, 1 saat daha var uyumaya devam derken bir baktım whatsup gurubunda yazışmalar başlamış herkes birbirine saat kaç diye soruyor, o sırada fark ettik ki saatler otomatik geriye almış saati, meğer akıllı telefonlar ve akıllı saatlere güven olmuyormuş. Zamanında kalkmayı başarıp kahvaltımızı yapıp son hazırlıkları tamamlayıp yarış başlangıç alanına giderken bizi güzel bir sürpriz bekliyordu.

IMG_7443

Bizim ufaklıkları Semin yarış başlangıcına getirmiş bizi bekliyorlardı. Onları görmek çok güzel oldu moral verdi.

IMG_7504

Yarış öncesi dostlarla fotoğrafları çekip deniz kenarına geçtik.

IMG_7393

IMG_7398

Deniz gene dalgalıydı ve fırtınadan rengi bildiğin kahverengiydi. Yarış öncesi suya girip yüzme denemesi yaptım acayip bulanık hiçbir şey gözükmüyor. Nasıl olacak bu iş derken, bir gece önce Nazlı ile konuşurken bana doğanın dengesinin akışına bırak kendini demişti, korkma. Suya girdim ve içimden hep bunu tekrarladım,
benim için bir yarış yoktu kendimi sadece akışa bırakacaktım.

IMG_7408
Fotoğraf Göksu Tugay Bilal

Yarış Rolling Start olacaktı yani toplu olarak çıkış yapılacak mattan geçtiğinde süre başlayacaktı. Herkes yüzme etabı tahmini bitiriş süresine göre suya girdi ben 40 dakika sürede yüzeceğimi tahmin edip arkadan başladım. Yüzme etabı beni hep korkuttuğu ve kalabalık içinde yüzemediğim için amacım sakin sakin arkadan gitmekti. Sol taraftan nefes aldığım için en soldan çıkış yaptım ve nefes aldığım tarafta kimsenin olmamasını sağladım.

IMG_7409
Fotoğraf Göksu Tugay Bilal

Dubalara biraz uzak yüzsem de en azından panik olmadan yüzebildim, ritme oturduktan sonra da sorun olmadan sakin sakin parkuru tamamladım. Bu arada dalgalardan dubaları görmekte zorluk çeksem de en arkadan girdiğim için önümde çok fazla kafa vardı, yönümü bulmakta zorluk çekmedim. Parkurun bir kısmında karaya çıkıp tekrar suya girmesi, çok açılmadan iki tur olması benim hoşuma gitti. 37 dakika da sudan çıktığımda epey şaşırdım, benim için inanılmaz iyi bir süreydi. Sonradan öğrendim ki parkur 200 m kısa imiş.

Yüzme etabı bittiğinde son derece mutlu oldum gerisi kolaydı benim için. İlk değişim alanı epey uzun olduğu için burada 4 dakika 35 saniye vakit kaybetmişim.  Bisikletimin üstüne çıkıp binmeye başladığımda dünyalar benim oldu. Ne zaman bisiklete çıksam gitmeye başlasam, etrafımda stres olacağım bir etken de yoksa acayip mutlu oluyorum, hep bir şükretme hali içerisinde kullanıyorum bisikleti. Gene öyle oldu mutlu mesut ağzım kulaklarımda geçti bisiklet etabı. Yokuş etabının sonuna doğru yokuş aşağı inen biri düşmüş. Onu ambulansa konulurken görünce biraz moralim bozuldu, yokuş çıkmalar bitip inişler başlayınca çok temkinli inmeye başladım aşağıya. İnerken sarsıntıdan iki defa alet çantam yerinden çıktı, durmak zorunda kaldım ama keyfim hep yerindeydi. Tüm o antrenmanları zaten sırf bu parkurda keyifli keyifli yarışmak için yapmıştım, bu fırsatı hayatta kaçırmazdım. Bisiklet parkurunun en güzel tarafı geçtiğimiz köylerden aldığımız tezahürattı. Dünya tatlısı çocuklar yarış numaralarımızdaki Türk bayraklarını görünce ‘Türkiye Türkiye’ diye bağırıyor alkışlıyorlardı. Böyle destekçiler varken, kötü yarış çıkarılmazdı. Bir de yarışta çok fazla arkadaşımızın olması onlarla yan yana geldiğimizde birbirimizi motive etmemiz de çok güzel bir duyguydu. Yurt dışındaki yarışlarda gerçekten çok yalnız yarışıyoruz bunları düşününce.

Bisiklet etabı biterken ben de hızlanmaya başlamıştım sonlara doğru bara yatıp hızı sabitleyip olabildiğince hızlı yarışı bitirdim, 3 saat 4 dakika.

Bisikleti bırakıp koşu etabına başladığımda kendimi biraz yorgun hissediyordum. Etabı gözümde büyütmeyip mesafeyi unuttum. Eğlenmeye devam et!

Fotoğraf Göksu Tugay Bilal
Fotoğraf Göksu Tugay Bilal

Koşu parkuru çok kolay olmadı, parkuru şehrin içinden geçirdikleri için de yerler taş zemin, bisiklet üzerine dizlerim hiç sevmedi taş zemini ağrımaya başladı. Şehirden çıkınca asfalt yoldan devam etti parkur otellerin önlerinden geçerek, en güzel kesimi ise golf sahasının içindeki kısmıydı ama o da çok kısa sürdü. İlk tur bitiminde stadın içine girdik, kalabalığın coşkusu, sevdiğimiz insanların tezahüratı çok ama çok güzel geldi.

aysin4
Fotoğraf Mehmet Vanlı

Orada bir coştum havaya girdim hızlandım, kalabalığın azalması ile de yavaşladım. Bir önceki yarışımda da bu yarışımda da aynı şey oldu 14-17 arası vücudum uyumuş, hızım epey yavaşlamış. Yarışın gönüllüleri bu yarış en güzel tarafıydı, her istasyonda adımla seslenip ‘Ayşin abla çok iyi gidiyorsun’ demeleri acayip motive ediciydi, İyi ki varlardı! Yarış onlarla 2 kat güzel oldu. Yarışın son kilometrelerinde bir canlandım,  bir havaya girdim; son düzlüğe geldiğimde hızım 3 pace idi. Epey eğlenceli bitişe girdim. Sağda solda kim var görmedim bile.

Koşu zamanım 1 saat 50 dakika!

IMG_7424
Fotoğraf Mehmet Vanlı

Yarış bitip sonuçlara bakınca yaş kategorimde 6. olarak bitirdiğimi öğrendim. 5 saat 39 dakika ile bisikletten dördüncü çıkıp, koşuda altıncılığa gerilediğimi görünce şaşırdım. Yarışırken o kadar üst sıralarda olduğumu hiç fark etmemiştim. Bu arada bu mesafedeki en iyi derecemi de 5dakika iyileştirmiş oldum. Farklı parkurlar kıyas olmasa da kendimdeki gelişimi görmek inanılmaz mutluluk verici. Her şey için Fırat Dizman’a çok teşekkürler.

Organizasyon genel olarak oldukça iyiydi, geliştirilmesi gereken ufak tefek yönler olsa da, yarışta olmaktan çok keyif aldım, emeği geçenlere çok teşekkürler.

IMG_7413

Şiir Gibi Koşu

İznik  Ultra Nisan 2015

iznik-yonca ayşinAslında bu yılki yarış hedeflerinde İznik Ultra yarışında koşmak yoktu, organizasyonunu bizim firmanın yaptığı yarışta bana da yapacak bir iş çıkar mutlaka diye pek yeltenmezdim yarışmaya ama bu sefer MCR Racesetter ekibi o kadar güzel hazırlanmıştı ki bana pek iş düşmeyeceği belliydi. Özlem de benimle koşar mısın İznik te yalnız koşmak istemiyorum deyince ben de tamam dedim ve böylece başladı bizim maraton. Açıkçası bende Özlem olmasa yalnız koşmazdım bu yarışı, triatlon antrenmanı yaparken hazır olmadığım bir yarışa ancak sevdiğin bir arkadaşının sohbeti enerjisi çekilir kılardı.

iznik kızlar 2

Yarışın arkasından IMG_5058facebook sayfama koyduğum bir resmin altına sevdiğim maraton koşucusu Şirin Mine Kılıç  ‘Şiir gibi koştunuz’ yazmıştı ve benim 46 km boyunca hissettiklerim bu kadar güzel tanımlanamazdı.

2015 yılının başında kendime hedef belirlerken öncelikle düzgün bir triatlon antrenmanı yapmak ve triatlet olmayı öğrenmek diye koymuştum. Sadece koşmayacak 3 disiplini de hayatımın içine düzenli bir şekilde sokacaktım. 2 orta mesafe yarışını hedef yarış olarak seçerek de yarış hedefimi belirledim. Düzenli antrenman yapmaya da Ocak itibari ile başladım. Durum böyle olunca koşu antrenmanları haftada 40km yi geçmedi, 15km nin üstüne de koşacak hiç vaktim olmadı. Özlem de benim ile aynı durumdaydı, yarışa başlamadan birlikte karar vermiştik, orta tempo, hiç kasmadan, yumşak yumşak gidecek, ayrılmadan birlikte hareket edecektik. Yasemin ilk başlarda bu yarışı hedef yarış olarak seçtiği için bize katılma konusunda kararsızdı yarışa çok hazırlana masada kendi temposunda, kendi ritminde koşmaya karar verdi.

IMG_5048

Neredeyse tüm Asics takımı İznik Ultra’daydı

IMG_5074

İznik Ultura’da Asics Fransa’dan misafirlerimizi de ağırladık.

İznik koşuTüm yarış boyunca yokuşlarda hızlı tempo yürüyerek yokuş aşağı ve düz yerlerde koşarak gitme kararı alıp bunu uyguladık. Nabzı hiç yükseltmeden orta tempo ilerledik. Böyle uzun yorucu yarışlarda beslenme oldukça kritik olduğu için, yanımıza aldığımız yiyecekleri yarım saatte bir mutlaka birbirimize hatırlatarak yedik, hava çok sıcak olduğu için de yeterli miktarda su içtik, ara ara da tuz tabletlerini içmeyi de ihmal etmedik. Akıllı ve orta tempolu ilerlemekle ultra antrenmanımız olmadığı halde bizi çok yormadan 35km ye kadar getirdi. Muhteşem manzaralar eşliğinde doğanın en güzel renkleri ile beraber Zeytin ağaçları eşliğinde geçmişti tüm parkur, ara ara köylerin arasından köylülerin tezahüratları ile beraber geçiyorduk.  Hani ölmeden önce yapılacak işler listesi vardır ya, eğer bir koşucuysanız  İznik Ultra da koşmak  Maşukiye köyünden koşarak geçmek olarak listenize hiç tereddütsüz ekleyebilirsiniz.

İznik koşu2Çıkışlar bitip inişlere geldiğimizde artık yorulmaya da başlamıştık. Yokuş inmek bizi yokuş çıkmaktan daha fazla zorladı. 46km boyunca Özlem ile hiç ayrılmadık, sonlara doğru benim hızım epey düşse de Özlem beni bekledi çekti ve bitiş çizgisine aynı anda el ele girdik. 5 saat 35 dakika 15 saniye boyunca uyumlu mutlu yarışıp, her kilometrenin keyfini çıkararak ilerleyip yarışı bitirmiştik.

İznik Bitiş

İkimizin de bitirme süresi tamı tamına aynıydı 5:35:15 böylece ikimizde yaş kategorimizde ikinci olmuş olduk.

Bu kadar zorlu ve uzun bir rotada bu kadar uyumlu şiir gibi koşmak paha biçilmez bir mutluluk.

IMG_5087

Mutluyum!

Bir hedef seçmek ve bu seçtiğin hedefi hayal etmek, düşünmek, onun için çalışmak, sen çalışırken sana destek olan insanların varlığı, sana inanmaları, bıkmadan usanmadan seni dinlemeleri, seni hoş görmeleri, senin hedefine ulaşman için elinden geleni yapmaları inanılmaz bir zenginlik. Hedef yarışıma 2 ay kala diyorum ki varsın yarışım kötü geçsin, varsın istediğim sonuç çıkmasın, ben hedefime aslında ulaştım, mutluyum…

Ağustos 9’da Weisbaden de orta mesafe triatlon yarışına kaydolduğumda deli gibi korkuyordum. Alptekin ile Ironman 70.3 Avrupa şampiyonasına girmeye, çok zorlu bir parkurda yarışmaya karar vermiştik.

”Biz kolayı sevmeyiz, beraber ne yarışlar atlattık, ne maceralarımız oldu, bu da bir şey mi!  Seni seviyorum yol arkadaşım,  daha nice yeni tecrübelere, yeni maceralara birlikte ilerleyelim…”

Biz bu yola çıktığımızda tam ne yapacağım, hangi programı uygulayacağım, bu yolda kim bana antrenman desteği verecek diye kara kara düşünüp bir yol ararken, bir mucize oldu ve Fırat Dizman aradı beni, çalıştığın kimse yoksa sana destek olmak isterim dedi. Dünyalar benim oldu!

Triatlona başladığımdan beri değer verdiğim, takdir ettiğim, ağzından bir değerli bilgi kapabilir miyim diye baktığım insan ‘ben sana destek olacağım‘ demişti… İşte bu bir işaretti güzel geçecek bir dönemin başlayacağına dair. Gönlümden geçtiği gibi ilerliyordu herşey.

Triatlon yapmasını sevdirdi bana, bıktırmadan, usandırmadan.

4 ay sabırla çalıştı benim ile, neredeyse her gün konuştu, her türlü saçma soruma katlandı, . En iyi derecemi çıkarmak üzere yarışa hazırlarken, bıktırmadan, usandırmadan yaptığım işi sevmesini öğretti. O kadar değerli ki bu benim için, dünyanın en iyi derecelerini yapsam hiç bir şeye değişmem. Kaç defa triatlon antrenmanı yapmaya çalışmış, ben bunu beceremiyorum diye vazgeçmiş, bana göre değil demiştim.Seni tanıyan yapabileceklerini, limitlerini çaktırmadan zorlayan bir antrenörmüş önemli olan. En başta da dediğim gibi sonuç ne olursa olsun şimdiden çok net diyebilirim ki aslında ben kazandım!!!

Yeniden Antalya Orta Mesafe Triatlon Yarışı 2-Mayıs-2015

yüzme etabını beklerken.

1,900m yüzecek, 90km bisiklete binecek ve 21km koşacaktım…Çok keyifle başladım yarışa, ilk defa yüzme etabında panik olmadım normal tempoda hiç durmadan yüzmeyi başardım.

Yüzme Etabı başlangıcı

Bisiklete geçtim, yavaş başladım güzel güzel beslendim, sonra tempoma oturdum, tempoyu düşürmeden hafif hafif arttırdım, niyetim 3 tur olan bisiklet etabının son turu hızı biraz daha arttırmaktı ama 53.km de daha ikinci turu bile bitiremeden lastik patlattım, içimden sorun değil dert etme hemen değiştir devam dedim, lastiği çıkardım, iç lastiği çıkardım, yedek lastiği aldım hafif şişirdim ve jantın içine koydum ve o da ne!! Yedek iç lastiğimin sibopu profil jant için kısa, pompa ile şişiremiyorum, uzatması da yanımda değil!!

t1

O an beynimden aşağı kaynar sular döküldü ve gözlerim dolu dolu oldu, böyle saçma bir sebepten yarışı bırakamazdım. Yanıma gelen hakeme durumu anlattım,  ‘yapacak bir şey yok’ dedi, ‘yarışta dışarıdan yardım alamazsın’. Bende ‘beni diskalifiye et hiç sorun değil ama yarışa devam etmek istiyorum lütfen bana uzun siboplu iç lastik bulalım’ dedim, hakem yardımcı olmaya çalıştı, çok uğraştık ama iç lastik bulamadık ve yarışı bırakmak zorunda kaldım… Bazen işler planladığın gibi gitmez, çok istersin ama olmaz, başladığın işi yarım bırakmak zorunda kalabilirsin, benim de başıma bu yarışta geldi ne yapalım kısmet…

antalya half

Otele yakın bir yerde patladığı için yürüyerek otele geldim, odaya girdiğimde Doruk  odadaydı, beni görünce erken gelmişsin diye sevindi, sonra ağlamaklı yüzümü görünce niye erken geldin diye sordu. Anlattım, ben üzülüyorum diye oda üzüldü… Sabah saat 6 da yarış başlangıç bölgesine giderken Doruk’u uyandıramamıştım, planda onu otel de odada bırakmak yoktu aslında, benimle beraber yarış alanına gelecek yarışı takip edecekti, sabah uyandıramayınca çok panik oldum. Onu yalnız bırakıp nasıl gideceğim bunu hiç konuşmamıştık diye. Sonra ona bir not bıraktım, resepsiyona tembih ettim aşağıya inerse ilgilenin diye ve yarışa gittim. Yarış alanı keyifli hoş falan ama benim içimde bir tedirginlik var Doruk tek başına odada diye. Yarışlarıma oğlum ile gitmeyi sevmiyorum aslında onunla ilgilenemiyorum, stresli oluyorum. Bu sefer Doruk’u bırakabileceğim kimse olmadığı için onu getirmek dışında şansım yoktu. Bizimki notu okumuş bıraktığım yemeği yemiş, yarış alanına nasıl gideceğini bir türlü çözemediği için odadan dışarı çıkmamış ve beni odada beklemeye karar vermiş, yarışı erken bitirmem ona yaradı anlayacağınız, belki de o çekti beni kim bilir.

Evli, çocuklu, çalışan bir sporcu olmak zor iş anlayacağınız, o kadar çok denklem var ki çözmeniz gereken, bir de triatlon gibi üç branşı da barındıran bir spor yapıyorsanız bu iş bir kat daha zorlaşıyor.

Fotoğraflar Uğur Aydınlı
Fotoğraflar Uğur Aydınlı

Antalya da Muhteşem Yarış

Antalya Olimpik Triatlon

10302641_760091427355733_4696126596973200432_n

 

2014 yılı Triatlon federasyonu yarışlarını takip etme kararı alınca puanlı yarışlara girip yaş kategorimde Türkiye Şampiyonu olmak için mücadele etme kararını da vermiş oldum.  Yaş kategorimde en fazla 3 kişi yarıştığımız için kürsü garantili yarışsam da benim için önemli olan derecelerimi ve yarış tecrübemi arttırmaktı aslında.

Türkiye Şampiyonu olabilmek için federasyonun düzenlediği 2 olimpik 2 sprint mesafe yarışına katılıp puan almam gerekiyordu. Rotterdam maratonu ile aynı güne denk geldiği için Taşucu olimpik yarışını kaçırınca Antalya yarışına girmem şart olmuştu. Zaman olarak öyle ters bir zamandı ki benim için hem Doruk’un okulunun sınav haftasına denk gelmesi hem üst üste 3 hafta sonudur bir yerlerde olmam hem de hiç triatlon antrenmanı yapmamış olmam beni çok zorluyordu. Neredeyse 6 aydır ne yüzmüştüm ne de bisiklete binmiştim, tek yaptığım koşmaktı. Yüzme özürlü bir insan olduğum için 1,500 m nasıl yüzeceğim derdi sarmıştı beni. Bisiklet bir şekilde çıkardı, koşu ise çok rahattı rahat olmasına ama bisiklet üstüne koşarak acı çekeceğim belliydi.

Alptekin bir önceki hafta yapılan Kıbrıs yarı mesafe triatlonunda yarışacağı için bu yarışa katılmama kararı almıştı, bizim Babaeski takımından neredeyse herkes aynı kararı vermiş Kıbrıs yarışını tercih etmişti. Takımdan Hürol, Ateş ve son dakika işlerini ayarlayan Hakan ile beraber kalmıştık. İstanbul’dan itibaren hafif bir korku vardı içimde bisikleti nasıl söküp taşıyacağım, hadi söktüm Antalya da nasıl toplayacağım korkusu. Triatlon yarışlarına gitmenin en zor kısmı bisikleti söküp zarar görmemesini sağlayarak tekrar toplama kısmı diyebilirim, gerçekten çok meşakkatli. 1 Mayıs günü bisikletimi alıp Caddebostan sahile gidip şöyle bir bineyim vitesleri hatırlayım bir sorun varsa bakayım diye yarım saatlik bir biniş yaptım. Her şey kontrol altında hala çevirebiliyorum sorun yok deyip Özlem ve Muna ile taichi yapmaya parka gittim. Son dönemler de oldukça ilgimi çeken taichi hareketlerini hafifinden denedik beraber, bir huzurlu bir güzel… Sonrasında beraber hoş sohbet muhabbet kahvaltı yaptık ve benim bisikletimi yolculuk için hazırladık. Üzerimden ağır bir yük kalkmıştı bisikletim hazırdı, eve gelip valizi da hazırlayınca iyiden iyiye girmiştim yarış havasına.

Gerçi bel ağrım bir türlü açılmayan tıkalı olan kulağım ile nasıl yarışacağım derdi de vardı içimde ama artık her şeyi akışına bırakmıştım ve olduğu kadar diyordum.

Cuma günü Antalya ya gelip otele yerleştim, bisikleti toplama kısmına Hürol ve Hakan yardım etti ve beraber kısa bir tur attık, dönme çalıştık. Tek derdim rüzgârlı havada, soğuk ve dalgalı denizde nasıl yüzeceğimdi, teknik toplantı arkasından numaraların alınması, dostlar ile sohbet derken akşam oldu.

10308258_10152215493163964_6012987166475313301_n

Gece saat 4 de uyandım ve bir daha uyuyamadım yüzme etabı kâbus gibi hep aklımdaydı, ‘nasıl yüzeceğim,  ya çok üşürsem,  ya dalga olursa ne yapacağım, niye wetsuit getirmedim ki, giysem ne güzel olurdu ki’ gibi düşünceler ile sabahı buldum. Gayet heyecanlı bir şekilde kahvaltıya indim Ateş ve Hakan ile kahvaltımızı yaptık ve yarış alanına gittik. Güzel rüzgarsız bir hava sakin bir deniz karşıladı bizi…Misss…. Havayı böyle görünce keyfim yerine geldi. Yarış numaralarımızı yazdırdık, yarış alanına eşyalarımızı koyduk ve başladık beklemeye.

1526715_10152216914428964_7104272951036808422_n

Yarış başladığında benim için hep sorunlu olan yüzme kısmı garip bir şekilde sorunsuz ilerliyordu arada bir kurbaya geçip bir iki soluklanıp tekrar başlıyordum serbest yüzmeye, bir müddet sonra tempo oturdu ve rahat rahat soluklanmadan yüzmeye başladım.

1013868_760091700689039_8542157494821714124_n

Yüzme etabı bittiğinde saatime baktığımda  1,500 metreyi 33 dakika da yüzdüğümü gördüm ki bu benim için inanılmaz iyi bir derece, bir de 6 aydır yüzmediğimi düşünürsek ballı kaymak.

10336632_760156824015860_6989147207359154716_n

Çok hızlı bir şekilde bisiklet etabına geçtim  8 turdan oluşan 40km lik parkur nasıl bitecek derken Seher ile beraber arada Sera ve Carole’e de takılarak gayet güzel bir hız ile hiç zorlanmadan keyifle çevirdik. 1 saat 18 dakika ile bitti bisiklet etabı. Koşu etabına geçtiğimizde hava gerçekten çok sıcak olmuştu. Sıcak ve fazla beslenememek beni biraz güçsüz düşürdüğünden koşu etabında istediğim gibi gidemedim. Gerçi bisiklet üzerine koşmak beni hep bir şekilde zorluyor oluyor, parkurda 1,5km uzun olunca koşu etabı biraz uzun sürdü 11,5 kilometre 58dk . Toplamda da 2 saat 53 dakikada bitirdim yarışı.

10173518_760487190649490_4298914608055110703_n

Acayip mutlu oldum, bu kadar antrenmansızken böyle bir sonuç elde etmek şahaneydi.

1505352_760606700637539_8750561248871196284_n

Kürsüde sevdiğim arkadaşım Dilek ile beraber olmak da ayrı güzeldi.  40-49 yaş kategorisinde birinci olmuştum ve bir macera daha bitmişti ama hafta sonu bitmemiş, sırada pazar günü koşulacak Wings for Life World Run için Alanya’ya gitmek ve koşmak vardı.

 

 

Wings For Life World Run

      Koşamayanlar için Koştuk

Redbul Sayfasından-Nuri Yılmazer
Redbul Sayfasından-Nuri Yılmazer

4 Mayıs günü Alanya da koşamayanlar için koşup İstanbul’a geldiğim sabah, e-mail kutuma düşen bu mesaj bana ne iyi yapmışım da gitmişim ve koşmuşum dedirtti.

Dünyada ilk kez düzenlenen Wings for Life World Run’a katıldığın için, sana en samimi duygularımla TEŞEKKÜR EDERİM.

Bu yarışla birlikte ne kadar harika bir yolculuğa çıktık. Senin muhteşem desteğin ve güzel ruhun, bizi amacımıza, yani omurilik sakatlığına çare bulmaya bir adım daha yaklaştırdı. Birlikte bunu başarabiliriz!

Toplanan 3.000.000 €’nun %100’ü, yaşamlarını omurilik araştırmalarına adamış bilim insanlarına – bir fark yaratabilecek insanlara verilecek.

Bizimle kal – Gelecek yıl düzenlenecek Wings for Life World Run 2015’te seni tekrar aramızda görmek için sabırsızlanıyoruz.

Çok teşekkür ederiz!

Yarış kayıtları açılır açılmaz bu yarışa ilk kayıt olanlardan biriyimdir herhalde, tüm dünya ile aynı anda koşuya başlamak ve arkadan gelen bir araca yakalanmamaya çalışma fikri çok hoşuma gitmişti. Tabi bir de tüm yarış gelirlerinin güzel bir amaç için kullanılması ve benim de bunun bir parçası olmam şahane olacaktı.

 

Redbull sayfasından
Redbull sayfasından

Alanya’nın da aralarında bulunduğu, 13 farklı zaman dilimindeki 34 kentte aynı anda (4 Mayıs Pazar, TSİ 13:00) koşulan Wings For Life Dünya Koşusu’nda 35 bin 397 atlet mücadele etti.  Starttan yarım saat sonra 15, 20 ve 25 kilometrelik sabit hızlarla ilerleyen takip aracına yakalanana kadar süren yarışta, Alanya da binin üzerinde katılımcı 25 derece sıcakta ve zor parkurda mücadele verdi. Alanya kent merkezinde başlayıp sahilden Antalya’ya doğru koşulan parkurda benim de bir hikâyem vardı.

Cumartesi günü tüm enerjimi Antalya Olimpik Triatlonuna katılıp orada harcadığım için Pazar günü yarışına sadece ağrıyan kaslar, tutulmuş bel, kıpırdamakta zorluk çeken boynum kalmıştı, tabi bu arada yaptığım onca harekete rağmen açılmayan tıkalı olan kulağım da aynı şekilde duruyordu. Hürol ve Hakan ile cumartesi yarıştan sonra birlikte toparlandık ve Alanya’ya hareket ettik. Hepimizin keyfi güzel geçen yarıştan ötürü yerindeydi. Pazar sabahın 6:30 da Hürol’un haydi bisiklete biniyoruz bu güzel asfalt kaçmaz demesi ile bisiklet ile düştük Alanya Antalya yoluna.  Son altı ay içerisinde hiç bisiklete binmeyen bana yarışta çevirdiğim 40km yetmişti ve 1 saatten fazla pedal basacak gücüm yoktu. Hakan da bana uyunca Hürol’u 3 saatlik bisiklet binişi ile baş başa bırakıp 1 saat sonunda döndük tekrar otelimize. Dünden beri doymak nedir bilmediğimiz için güzel yemek yenecek bir yer bulup bir şeyler yedik,  numaralarımızı aldık ve başladık beklemeye, yarış saat 13:30 başlayacaktı, etrafta bir sürü koşucu vardı. Hakan ve Hürol ile beraber koşalım, kopmadan orta tempo 15km kadar koşar bırakırız diye plan yaptık. Yarış alanına geldiğimiz de tam bir festival havası vardı, müzik, kalabalık rengârenk güzel bir sürü koşucu. Hürol’u bir ara kaybettik biz Hakan ile başladık koşmaya, bir iddiamız da olmadığı için arkalardaydık.  Yavaş yavaş ilerlerken hafif tempoya başladık, beraber konuşma temposunda yavaş yavaş kalabalığı arkada bırakarak ilerledik. İlerledikçe ön grubu görmeye başladık, arkamızdaki koşucular artarken önümüzdeki koşucular gitgide azalıyordu. Hakan ile biraz şaşkındık, çok eforlu koşmuyorduk ama ön gruba gitgide yaklaşıyorduk. Tempoyu hiç bozmadan 15km ye kadar geldik, Hakan ben bırakıyım burada dünden yorgunum zorla mıyım dedi, ben de önde gördüğüm Bakiye’nin yanına gideyim onun ile biraz koşarım belki dedim ve ayrıldım Hakan’dan. Bakiye nin yanına geldim, oda yavaşlamaya başlamıştı, onu geçip ilerledim. Hadi 20km koşayım bari deyip aynı tempoda yalnız ilerlemeye başladım. O sırada Konya mastırlarından Erdoğan Kibar ile yan yana geldik ve konuşmaya başladık, ondan kadınlar içinde ayrı değerlendirme yapılacağını ve ilk 3 çıkacağını öğrendim. Hâlbuki ben sadece tüm katılımcıların ilk üçü olacak kadınlar ayrı erkekler ayrı değerlendirilmeyecek zannediyordum.  Bunu duyunca acaba önde kaç kadın var diye düşündüm, arkadan başladığım için önde kimler var bilmiyordum, yarışa kimler katıldı onu bile incelememiştim. Bu koşuyu bir yarış olarak bakmamış güzel bir koşu organizasyonunda yer almak motivasyonu ile gelmiştim. Bu haberi alınca ben biraz hızlanayım o zaman deyip ayrıldım Erdoğan’dan. Merak içinde koşuyordum acaba kaçıncıyım önde kaç kadın var diye. Yarış benim için o noktadan itibaren başladı yaklaşık 17 km civarı. Hızlana hızlana giderken bisikletçi çocuklar geldi onları görünce arabanın yakınlaştığını anladım. Önde koşan koşucuları sürekli yakalayarak koşuyordum ama hiç kadın koşucu geçmiyordum. Bir ara yanda bekleyen jandarmalara dayanamadım sordum ‘önde kaç kadın vardı’ diye. Onlarda var bir iki kişi dedi. Allah Allah diyordum ben hızlı değilim niye önde az kadın var, benim için inanılması çok zor bir durumdu. 22 km civarı arkada arabayı gördüm. Hızlanayım bari güçlü bir finish olur dedim içimden ama o öyle olmadı yavaşladım ve bitti yarış. Alıştığımız finishlere benzemiyordu alkışlayan yoktu, kendini kahraman gibi değil ‘loser’ gibi hissediyordum, bitirmiş değil de kaybetmiş gibi.

Redbull sayfasından
Redbull sayfasından

Arkadan gelen Atakan ile km ye gidelim geri dönmeyelim diye konuştuk yürümek yerine ambulanstan rica ettik bizi 25km ye getirdi bıraktı. Orada yakalanmış koşuculardan biri Asım Çetin ve yabancı bir kadındı. O kadını görünce moralim bozuldu biraz. Önde kesin fazla kadın vardır diyordum içimden üçüncülük bana düşmez. Asım hocaya sordum oda sadece Svetlana var dedi. Hala yok canım diyordum bu kadar az olamaz. 25.km de bekleyen otobüslere binip start alanına döndük, gider gitmez oradaki görevlilerden kadınlarda da ilk üçe ödül verileceği bilgisini teyit ettim ama kaçıncı olduğumu öğrenemedim. Acayip mutlu mesut otele gidip temizlenip, Hakan ve Hürol ile buluştum onlara galiba üçüncü oldum diyordum, hiç birimiz bu duruma inanamıyorduk.  Şaka gibi bir durumdu, Hakan ile beraber koşmasak daha yavaş koşardım, hatta daha az koşacağım diye yanıma yiyecek jel bile almamıştım. Tamamen akışa bırakılmış bir koşuda dereceye girmek tam anlamı ile şanstı.

Ödül töreni için tekrar yarış alanına geldiğimizde eski dağcılık dönemimden arkadaşlarım Evren ve Uğur’a rastladım onlar bana üçüncü olmuşsun tebrik ederiz deyince o zaman anladım ki gerçekten üçüncü olmuşum. Tüm kış koşu antrenmanı yapmanın karşılığını Rotterdam maratonunda alamamıştım ama onun dışında girdiğim her yarışta almaya başlamıştım, neymiş çalışan her zaman kazanırmışşş 😉

fotograf (18)

Sadece orada olmak istediğim bir organizasyona katılıp, bunun onurunu yaşarken bir de derece yapmak beni inanılmaz mutlu etti.. Türkiye’nin en iyi koşucuları ile aynı podyumu paylaşıyor olmak bana bir işaret gibiydi. Erkeklerde  Murat Kaya birinci (53,93km), Oleg Kharitonov ikinci (54,45km), Ahmet Arslan üçüncü oldu (48,38km), Kadınlarda ise  Svetlana Shepeleva  birinci (48,29 km), Charlotte Kellum ikinci (24,67km) ve ben üçüncü oldum (22,34 km).  Cumartesi 1,500m yüzüp, 40km bisiklete binip üzerine 10km koşmuştum tam 2 saat 53 dakika da, bir ertesi gün bu derece çıkıyorsa eğer daha neler çıkar neler 🙂

Ödül Töreni

Doruk; Anne kaçıncı oldun?

Anne: Üçüncü oldum oğlum,

Doruk: Yaş kategorisinde mi?

Anne: Hayır genelde

Doruk: Hadii yaaaa

Doruk ile yaptığımız klasik yarış sonrası diyaloğudur bu tek bir farkla ikinci soruya hep Evet derdim 🙂

Bir de bronz madalyam olsa idi güzel bir yarış hatırası olacaktı.